İnsanoğlu, soyunu devam ettirirken çocuklarına eğitim yoluyla bilgisini aktarabilen dünyadaki tek canlıdır. İnsanın bir sonraki kuşağa aktardığı mirasın tümüne “kültür” adı verilmektedir. İnsan kültür aktaran tek canlı olarak, deneyimlerini, bilgilerini, düşüncelerini, inançlarını, zevklerini, acılarını çeşitli yollarla diğer insanlara aktarır. Bu temel özelliği nedeniyle ilk insandan günümüze kadar insanoğlu, kültürünü ve uygarlığını ileriye taşıyarak hep bir sonraki kuşağa aktarmıştır ve aktaracaktır. Bu aktarma etkinliğinde ise en önemli payı eğitim ve öğretim almaktadır (Çüçen, 2001).
Bu bağlamda günümüz eğitimine göz atacak olursak; eğitimin her alanda verildiğini görmekteyiz fakat verdiğimiz eğitim düzeyi ise tartışma konusu oluşturmaktadır. Çünkü eğitim bireyi biçimlendirmeli, geliştirmeli, seviye atlattırmalı. Bu aşamalar eğitimde görülmezse eğitim gelecek kuşaklar için pek de iç açıcı gözükmemektedir.
Eğitimde ebeveynlerin rolü çok büyüktür. Birey çocuk yaşta biçimlenmeli, genç yaşta şekillenmeli olgunluk çağında ise sorumluluk sahibi olarak topluma yararlı bir birey olmalıdır. Bu durum tamamen ailede başlamaktadır. O yüzden diyebiliriz ki aile eğitimin temel taşıdır. Peki aile yeterli midir? Cevabımız tabii ki hayır olacaktır. Temel eğitim aile tarafından verilirken, gelişimsel, meslek ve alan eğitimi ise uzmanları tarafından verilmelidir. Eğiticinin işin ehli olması önem arz etmektedir. Nisa suresi 58. Ayette Yüce Rabbimiz bu konuyla ilgili şöyle buyurmaktadır. “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir.” Bu ayetten yola çıkarak eğitimin önemini, nasıl davranılması gerektiğini, işin ehline verilmesi gerektiğini, hayatımızın her alanında doğru ve dürüst olmamız gerektiğini bizlere bildirmektedir. O halde eğitimin temelini ahlaki bölümün oluşturacağını görmekteyiz. Ahlak olmadığı sürece eğitim her zaman eksik kalacaktır. Eğitim, sadece bilgiyle verilmez, bu bilgiyi nesilden nesile aktaracak ahlaki terbiye ve bilinç de bir o kadar önemlidir.
Yunus Emre’nin İnsan Algısına Umumi Bir Bakış
Immanuel Kant, bizzat kendisi amaç alan ve diğer bir amaca araç kılınamayan değeri, “Dokunulmaz mutlak değer” olarak tarif eder. Bu değeri de sadece akıllı varlığa yani insana has olarak gördüğü “onur” ile (Würde) özdeşleştirir (Kant, 1786: 64–80). Onur adı verilen değeri tüm varlıkların kendi tabiatlarına uygun olarak bozulmadan var olma hakkına teşmil etmemiz gerekir. Bugünkü küresel iklim ve çevre sorunlarını dikkate aldığımızda çevreyi korumanın aslında varlığın onurunu korumak anlamına geldiğini de görürüz.
İnsan onurunun içinde yaşadığı dünyanın yaşanabilir halde kalmasıyla ilişkili olduğu ahlaki ve tabii bilimlerle sabit kılınmıştır. Bu vecihle sadece insan onurundan bahsetmek yerine varlığın ortak onurundan bahsetmeliyiz. Böylelikle insan merkezli değer düşüncesinden varlık merkezli değer düşüncesine doğru bir açılım olabilir. Tabii ki, bu varlık âleminde kabiliyetlerinden dolayı sorumluluğu da yüksek olan insan çok daha önemli bir konumdadır.
Yunus Emre, insanı yaratılışta değerli bir varlık olarak severken, kibirli ve cimri insanı da şiddetle yermiştir. Yunus, insanı mutlak kutsiyet sahibi ve alemin efendisi olarak görmez fakat insanın kemalât sürecine girerek yaratılışının amacını (emaneti) yerine getirebileceğini savunur ve onu bu yönüyle önemser, saygıyla karşılar. Yunus’a göre insan her şeyin merkezi değil emanetin taşıyıcısı ve varlığa karşı sorumlu olandır. İnsan, en güzel yaratılışta yaratılmasına rağmen, varlığın en ednası olma riskini taşıyan da bir varlıktır (Kuran-ı Kerim, 95: 4-6). Alçaltıcı (edna) duruma düşmekten insanı korumak için diğer halk eğiticileri gibi Yunus da gerekli uyarıları yapmış ve bu amaçla Risâletü’n-Nushiyye’sini yani “Nasihatler Risalesini” yazmıştır. Yunus’un insanı “insanlık” için insandır. Allah’ın yeryüzündeki halifesi olan bu insan, Allah adına yetki kullanmaya kalkışan değil yetki istemeden sorumluluk alan varlıktır. O tüm varlığa karşı ihsan, ikrar, takva ve tevazu değerleri mucibince hareket edendir. Şeytanın tavrı Kuran’da (2: 30 vd.) tevazuyu terk edip kibri tercih ettiğinden yerilir. Yunus, tevazuyu ve toplumun sosyal bakımdan zayıf kesimleriyle dayanışma içinde olmayı erdemleşme ve bilgeleşme yolunun önemli bir değeri ve hedefi olarak tarif ederek, bu değeri kendi eğitim modelinin önemli bir kazanımı olarak sunar. Yunus’un aşağıdaki dizesini bu anlamda yorumlamak mümkündür (Tatcı, 2005, s. 28 [11]):
Ol kişi kim yol eridür garîb gönüller yâridür
Yunus Emre, Mevlana’da ve diğer birçok İslam sufisinde olduğu gibi şiiri form olarak kullanırken hem edebî hem de sufi dilini kullanarak bu işi üslubunca yapmıştır. Şiirlerinde yaşadığı dönemi yansıtarak, İslam temeline dayalı Türk halk sufiliğini ele almış, sufiliğin kavramlarını kullanarak fikirlerini ifade etme yoluna gitmiştir. (Ocak, 2016, s. 109)
Bu bağlamda Yunus Emre’nin “İlim ilim bilmektir” adlı şiirinde bu duruma da işaret edilmektedir. Gelin, bu şiirin iki kıtasını eğitim açısından değerlendirelim.
İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır
Yunus Emre bu dörtlüğünde, bireyin öncelikle kendini geliştirmesini ve bilgisini sonraki nesillere aktarması gerektiğini bildirmiştir. Bu bağlamda eğitimin bilgi alanına değinmiştir. Bu konuda bilgiyi öğrenmek ve hayatımızda uygulamak için öncelikle bizlerin ilme karşı saygılı olmamız gerektiğini, araştırmamız gerektiğini, hayatı anlamlandırmak için de okumamız gerektiğini bildirmiştir. Sonuç olarak; kendini yenilemeyen ve topluma fayda sağlamayan bir kimsenin doğru bir eğitim süzgecinden geçmediğini bildirmiştir.
Okumaktan murat ne
Kişi Hak’kı bilmektir
Çün okudun bilmezsin
Ha bir kuru (emektir) ekmektir
Yunus Emre bu dörtlüğünde ise eğitimin öncelikle Rabbimizin ilmini okumamız gerektiğini bizlere bildirmiş, Rabbini bilmeyen bir kimsenin ne kadar bilgili, maharetli ve zanaatkâr olursa olsun hiçbir anlam ifade etmediğini ifade etmiştir. Sonuç olarak Yunus Emre’ye göre eğitim, haktan geçmektedir. Eğitim, öncelikle kendini bilmeyi ardından diğer ilimleri öğrenmeyi, bu konuda sorumluluk bilinciyle hareket etmeyi ve rotanın daima Allah rızasını göstermesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Yazar
Safa ÖZTÜRK
Kaynakça
Polat, M. (2017). Yunus Emre Düşüncesinde Bir Eğitim Modeli Olarak “İnsân-ı Kâmil”: Konuya Öğretim Programlarının Kültürel ve Felsefi Temelleri Bağlamında Bir Yaklaşım. Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt/Vol.: 17 – Sayı/No: 1 (29-42).
Igalçı, E. (2018). Tasavvufi ve Eğitimci Kişiliğiyle Yunus Emre. Toplum Bilimleri Dergisi, Ocak – Haziran • 12 (23) : 100-116.
Ulusoy, K. & Dilmaç, B. (2016). Değerler Eğitimi. Ankara : Pegem Akademi Yayıncılık
Şişman, M. (2007). Eğitim Bilimine Giriş. Ankara : Pegem Akademi Yayıncılık

