EĞİTİM

Hem Mülteci Hem Öğrenci Olmak

İnsanlık tarihi boyunca çeşitli nedenlerden kaynaklanan göç, hayatın olağan bir parçası haline gelmiştir. Türkiye bulunduğu jeopolitik konumu gereği hem göç alan hem de göç veren transit bir ülkedir. Mültecilik kavramı, 2011 yılında Suriye’de başlayan iç savaş sonucu Türkiye’ye gelen sığınmacılar ile ülke gündeminde yerini almıştır. 

16 Aralık 2020 tarihiyle Türkiye’de geçici koruma altındaki kayıtlı Suriyeli sayısı 3 milyon 639 bin 572 kişidir. Bu kişilerin 1 milyon 728 bin 540’ını 0-18 yaş arası çocuklar oluşturmaktadır.1  Başlarda güvenlik, gıda, barınma, sağlık gibi yardımlarda bulunan Türkiye, krizin beklenenden uzun sürmesi ve Suriyelilerin kalıcı göçmen konumuna gelmesiyle sosyal uyum çalışmaları yapmaya başlamıştır.

Eğitim, sosyal uyum çalışmalarında önemli bir yapı taşıdır. Mülteci çocukların yaşadıkları zorlukları aşmasına ve geldiği ülkeye adapte olmasına yardımcıdır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde, BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesinde, BM Çocuk Hakları Sözleşmesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde2  belirtildiği üzere her çocuk, temel yaşam becerilerini öğrenmek, öz saygı ve özgüvenini geliştirmek, kendisini güçlendirmek amacıyla eğitim alma hakkına sahiptir.3 Türkiye de bu çerçevede 26 Nisan 2013 ve 26 Eylül 2013 tarihlerinde Milli Eğitim Bakanlığının yayınladığı genelgeler ile Suriyeli mülteci çocukların eğitim sorunu üzerinde çalışmıştır. 2014 Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile Yabancılara Yönelik Eğitim-Öğretim Hizmetleri başlıklı genelge ile Suriyeli mülteci çocuklara sunulacak eğitim hizmetleri belirtilmiştir.4

Eğitim hizmetleri kapsamında Suriyeli çocuklar, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı devlet okullarında veya AFAD öncülüğünde oluşturulan Suriyelilere yönelik Geçici Eğitim Merkezlerinde (GEM) eğitim almaları sağlanmıştır.5 Çocukların Türkçe öğrenebilmesi, Türkiye’nin sosyal ve kültürel yapısına uyum sağlaması amacıyla 2019 yılında GEM’lerin kapatılmasına ve devlet okullarında “Kapsayıcı Eğitim” modeline geçilmesine karar verilmiştir. UNESCO, kapsayıcı eğitim modelini “öğrenenlerin farklı gereksinimlerine, onların eğitime, kültüre ve topluma katılımını artırarak ve eğitim sisteminin içindeki ayrımcılığı azaltarak cevap verme süreci” olarak tanımlamıştır.6 Bu modelle Suriyeli çocukların okullaşması artmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı 30 Haziran 2020 itibariyle 686 bin 581 öğrencinin eğitim gördüğünü açıklamıştır.7

Okullaşma, mülteci öğrencilerin göç ettikleri toplumun sosyokültürel uyumuna yardımcı olurken bazı sorunları ortaya çıkarmıştır. Bu konu üzerine çalışmalar yürütülmüş ve çözüm önerileri sunulmuştur. Yapılan çalışmalar neticesinde en büyük sorunun dil kaynaklı olduğu görülmüştür. Bu sorun hem iletişim kuramama hem de yeni dil öğrenmede yaşanan güçlük olarak karşımıza çıkmaktadır. Kendilerini ifade edemedikleri, iletişimde kopukluklar yaşadıkları, yeni dil öğrenmede isteksiz olup direnç gösterdikleri ve kelimeleri telaffuz edemedikleri gözlemlenmiştir.

Psikolojik çalışmalar sonucunda travma ve olumsuz psikolojik durumla karşılaşılmıştır. Öğrencilerin içe kapanık, yalnız, üzüntülü ve utangaç olduğu görülmüştür. Özgüven eksikliklerinin olduğu, saldırgan olup şiddete başvurdukları ifade edilmiştir. Ayrıca aile içi yaşadıkları sorunlar ve barınma, işsizlik gibi ekonomik sıkıntılar da çocukların eğitime ilgisizliğine neden olmuştur. Mülteci öğrencilerin dışlanma sorunu yaşamaları nedeniyle sosyokültürel uyumda zorlandıkları, kurallara uymadıkları, okul kültürüne uyum sağlayamadıkları tespit edilmiştir. Bu sorunlara ek olarak öğretmen ve yöneticilerin mülteci eğitimine ilişkin yeterliliklerinin istenilen seviyede olmadığı, kurs, seminer ve bilgilendirmelerin yeterli olmadığı da belirtilmiştir. Bununla beraber mültecilere verilen oryantasyonun ve eğitim politikalarının yeterli olmadığı gözlemlenmiştir.8

Bakıldığında bu sorunların birbiriyle ilişki içinde olduğu görülmektedir. Nitelikli eğitimin oluşturduğu sevgi ve güven ortamında eğitici etkinliklerle sınıf ortamındaki çok kültürlülük kaynaştırılabilir. Bu sayede ön yargıların önüne geçilerek dışlanma sorunları ortadan kaldırılır. Mülteci çocukların okul kurallarına uymasına, travmaları atlatmasına, evdeki sorunları hafifletmesine katkıda bulunulabilir. Yine birlikte yapılan bu etkinlikler ile dil sorunu da çözülebilir. Türkçe konuşma pratiği ile hem kendi Türkçelerini ilerletir hem de ailelerine öğretebilirler. Ek kurslar ayarlanarak mülteci öğrencilerin müfredata yetiştirilerek akademik başarılarına yardımcı olunabilir.

Bütün bunların sağlanması için nitelikli bir mülteci eğitimi politikası oluşturulmalıdır. Yöneticilere, öğretmenlere, öğrencilere hatta velilere bilgiler verilmeli, süreç anlatılmalıdır. Mülteci çocukların eğitim dışı kalması çocuk işçiliği, çocuk istismarı, dilencilik, suç örgütlerine katılma gibi riskleri doğurmaktadır. Bu nedenle eğitim hem çocuğun geleceği hem de ülkenin refahı için temel unsurdur.

Yazar

Sena Nur ÇELİKBAŞ

Kaynakça

1 “Türkiye’deki Suriyeli Sayısı”,  https://multeciler.org.tr/turkiyedeki-suriyeli-sayisi/ (Erişim Tarihi: 18 Ocak 2021)

2 Songül Sallan Gül ve Emine Türkmen, “Türkiye’de Eğitimin Dışında Kalan, Hayallerin Uzağına Düşen Suriyeli Mülteci Çocuk Olmak”, Ulisa: Uluslararası Çalışmalar Dergisi, Cilt 3, Sayı 2, 2019, s.116.

3 Songül Sallan Gül ve Emine Türkmen, a.g.e. s.116

4 Songül Sallan Gül ve Emine Türkmen, a.g.e. s.117.

5 Müberra Nur Emin, Geleceğin İnşası Türkiye’deki Suriyeli Çocukların Eğitimi, İstanbul, SETA Yayınları, 2019, s.15.

6 Yılmaz Sarıer, “Türkiye’de Mülteci Öğrencilerin Eğitimi Üzerine Bir Meta-Sentez Çalışması: Sorunlar ve Çözüm Önerileri”, Eğitimde Yeni Yaklaşımlar Dergisi, Cilt 3, Sayı 1, 2020, s.82.

7 “Türkiye’deki Suriyeli Sayısı” https://multeciler.org.tr/turkiyedeki-suriyeli-sayisi/ (Erişim Tarihi: 18 Ocak 2021)

8 Yılmaz Sarıer, a.g.e. s.89-96

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir