İnsanoğlu, öğrenme ve öğretmenin güçlü alışverişinde çağlar boyunca yer almıştır. Yeme, içme, nefes alma gibi öğrenmenin de bir ihtiyaç olduğu gerçeği kesindir. İnsanlar bazen bu ihtiyacı istemli şekilde karşılasa da kimi zaman istemsiz şekilde öğrenmiştir. Yeni doğan bir bebek istemsizce ağlar. Aslında bu öğrenilmemiş bir davranıştır. Birkaç aylık olduğunda, ağlamaya başladığında ise annesinin sesini duyduğunda susar. Bu durum bebeğin öğrenilmiş bir davranış sergilemesine örnektir. Fakat bu öğrenme yolu, “öğrenmek” kelimesi geçtiğinde hepimizin aklında ilk beliren kalem kağıtla değil, taklit veya tecrübe yoluyla gerçekleşmiştir.
İlk insanlar öğrenmeyi bilinçli bir şekilde taklit ederek ve tecrübelerinden yararlanarak gerçekleştirmişlerdir. Habil ile Kabil’in hikayesini hepimiz biliriz. İkisi de Allah’a birer kurban sunarlar ve Kabil’in kurbanı kabul edilmez, O da kardeşini kıskanarak bir anlık öfke ile öldürür. İlk insanlar ve ilk ölüm. Kabil bu esnada kardeşinin cesedi ile baş başa kalır ve ne yapacağını bilemez haldedir. Ayeti kerimede şöyle buyurulur. “Ardından Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim?” dedi’’¹ . İbn Aşur bu durumun insanlık tarihinde taklit ve tecrübe yoluyla kazanılan ilk bilgi olabileceğine işaret etmektedir. Diğer bir deyişle ise insan tabiatı taklit ederek ve gözlemleyerek yeni bir bilgiye ulaşmıştır.
Bu öğrenme metodu ilk çağlardan günümüze kadar devam etmiştir. Tabiat sınırsız bir öğreticidir. Bir öğretmenin öğrencilerine olan fedakârlığı gibi tabiat da tüm kaynaklarını öğrenmek isteyenin önüne karşılıksız serer. Bu nedenle geçmişten günümüze birçok icadın öğretmeni tabiat olmuştur. Bu öğretmen kimi zaman bir kunduz olmuş ve insanoğluna barajların nasıl yapılacağını öğretmiş, kimi zaman bir termit olmuş ve yuvalarının içinde imar ettikleri tünellerle, rüzgâra ve güneşe göre yön değiştiren, doğal havalandırma sistemlerini oluşturarak dünyanın ilk akıllı binasını inşa etmiş ve insanoğluna geniş bir ufuk açmıştır.
İnsanlar, kuşların aerodinamik yapısından uçakları, Dulavrat otundan cırt cırt bantları, ateş böceğinden led ışıkları, ayçiçeğinden hareketli güneş panellerini, yapmayı öğrenmiştir. Hatta bu öğretmen kimi zaman öğrencisinin kafasına bir elma düşürerek bile öğretmeye çalışmıştır.
Tabiat insan için duvarları olmayan, sınırsız bir okuldur. Tabiatta öğrenmek zaman ve mekândan bağımsız gerçekleşir. İnsan pek çok bağlamda öğretmen konumunda yer alırken, tabiat ile olan ilişkisinde her zaman öğrenci pozisyonundadır. Bu sebepledir ki, insanoğlunun gelişmiş teknoloji ve farklı materyallere sahip olmasına rağmen hala tabiattan öğrenecek çok şeyi var.
Yazar
Saliha Zeynep TANK
Kaynakça
1: Maide suresi 31.ayet
Hayvanların Mühendislik Harikaları
Yazarın Diğer Yazılarına Bakabilirsiniz


Çok hoş ve akıcı bir yazı olmuş, kaleminize sağlık 💐