Bir medeniyette benimsenen eğitim yöntemlerini incelemek bize söz konusu medeniyetin üzerine kurulduğu temel yapı taşları hakkında fikir verir. Çünkü kültür ve medeniyetler tarih boyunca bilgiye ulaşma ve onu yaygınlaştırma serüvenleri ile varlıklarını sürdürebilmişlerdir. İslam medeniyeti de diğer medeniyetlere benzer şekilde bilgiyi çeşitli eğitim yöntemleri ile işlemiş ve üretmiştir. Bu açıdan seyahat, İslam medeniyetinde geliştirilen eğitim yöntemlerinden biri olarak öne çıkar. İslam bilginleri, seyahati yalnızca bir mekândan diğerine geçmek olarak görmemiş ve onu bir eğitim yöntemi olarak değerlendirmişlerdir. Böylece seyahatin özellikle İslam ilimlerinin oluşum döneminde eğitimin bir parçası olarak öne çıktığı görülür. Özellikle muhaddisler, dil alimleri ve sûfîler yoğun şekilde seyahat etmişlerdir. Bununla birlikte seyahat her bir ilim geleneği için farklı amaç ve anlamlar taşır.
Sözgelimi muhaddisler kendi bölgelerinde tedavülde olan hadislerle yetinmeyerek Hz. Peygamber’in sözlerini en sağlam kaynaklardan almak için çeşitli bölgelere seyahat etmişlerdir. Dil alimleri, bedevilerin Arapça’yı en açık ve doğru şekilde kullandıklarını düşündüklerinden onların yaşam alanları olan çöllere seyahatler gerçekleştirmişlerdir. Sûfîler ise seyahati nefis terbiyesi konusunda bir aracı olarak değerlendirmiş bu amaçla uzun seyahatlere çıkmışlardır.
Diğer yandan tüm bu farklılaşan amaçların ötesinde muhaddisler, dil alimleri ve sûfîlerin pek çoğu için seyahat zorluklarla çevrili bir serüvendir. Bu zorlukların temelinde dönemin seyahat şartlarının yetersizliği yanında seyahate çıkanların kısıtlı imkanlara sahip olmaları yatar. Böylece açlık, susuzluk, yürüyerek yolculuk yapmak, uykusuzluk (geceleri öğrendiklerini yazıya geçirmekle meşgul olurlardı) vb. etkenler seyyahların fiziksel olarak zayıf düşmelerine sebep olmuştur.
Müslüman seyyahların tüm bu zorluklara rağmen neden ilim faaliyetlerini belirli bir bölgede yürütmekle yetinmedikleri ve farklı bölgelere seyahat ettikleri sorulabilir. Bu sorunun cevabı İslam medeniyetinde bilgiye atfedilen anlamda aranmalıdır. Çünkü İslam bilginleri “en yetkin” bilgi için “en zor” yollardan geçmek gerektiğini düşünmüşler ve bilgiyi onu bilen kişiden bağımsız olarak değerlendirmemişlerdir. Böylece seyahat de yalnızca bilgiyi yetkin kılmayıp, çeşitli zorluklardan geçerek ona ulaşan seyyahı da yetkinleştirmiştir. Netice itibariyle, İslam medeniyetinde seyahatin bilgiye ulaştırması açısından formel eğitimin bir parçası olduğunu görmekteyiz. Bunun da ötesinde “yolda olmak” seyyah için kişilik ve değerler eğitimini de sağlamakta, seyahat içsel bir yetkinlik serüveni olarak da tezahür etmektedir.
Yazar
Rabia EGİCİ
Kaynakça
Hourari Touati, Orta Çağ’da İslam ve Seyahat: Bir Âlim Uğraşının Tarihi ve Antropolojisi, çev. Ali Berktay, 1.bs (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2004).
Muhammed Âbid el-Câbirî, Arap Aklının Oluşumu, çev. İbrahim Akbaba, 1.bs (İstanbul: Mana Yayınları, 2019).
Türk ve Müslüman Haritacılar [05.03.2021].

