Ebü’l-Velîd Muhammed b. Ahmed b. Muhammed el-Kurtubî, en bilinir ismiyle İbn Rüşd, 1126 hicri 590 yılında iyi eğitimli bir ailenin çocuğu olarak, çeşitli ilim dallarına ev sahipliği yapmış olan Kurtuba’ da (Cordoba) dünyaya gelmiştir. İlk çağ Yunan filozofları arasında ismi en çok bilinen düşünür Aristo’nun eserlerini aslına sadık kalarak şerh etmesi sebebiyle İslam dünyasında “şarih”, Latin çevresinde “commentator” unvanlarıyla tanınmıştır. Batı’ da ise İbn Rüşd adının tahrifi olan “Averroes” şeklinde anılmıştır. Kurtuba Camii imamı ve kadı olan dedesi ilmi birikiminin yapı taşlarını oluşturmuştur. Aynı görevde bulunan babasından aldığı temel dini ilimlerle tahsil hayatına yön vermiş, kendisi de bir dönem kadılık yapmıştır.
Farklı disiplinlerde döneme damga vuran isimlerden geleneksel bir eğitim alan İbn Rüşd, Kurtuba’ da ilim hayatının önemli bir kısmını tamamlar. Ebû Ca‘fer İbn Hârûn et-Tercâlî ve Belensiyeli (Valencia) Ebû Mervân İbn Cüryûl’ den tıp ve matematik, Hâfız Ebû Muhammed b. Rızk’tan fıkıh ve bunların dışında hadis, dil bilimi, hukuk, skolastik düşünce gibi alanlarda dersler alır. Aldığı bu temel ilimlerle 1153 hicri 548 yılında Marakeş’e doğru ilk defa yola çıkar ve burada Aristo’nun De Caelo et mundo adlı eserine yazdığı şerhle astronomi alanında bir çalışma ortaya koyar. Hem dönemin halifesinin bilim ve felsefeye olan merakı hem de onun saray tabipliğini yapan İbn Tufeyl’ in Aristo’nun eserlerini şerh etme konusunda kendisini yaşlı görmesi, İbn Rüşd’ ün bu alanda yetkin görülme sürecini başlatır. İbn Tufeyl’ in daha önce tanıştığı İbn Rüşd halifeye de tanıtılarak belki de aktarmak istediği ilmi birikimi sunma ortamına ulaşır.
İbn Rüşd’ ün Merakeş’ teki tercüme çalışmaları oldukça başarılı geçmiş olacak ki önce 1169 hicri 565 yılında İşbîliye kadılığına, daha sonra da 1171’ de hicri 567 Kurtuba baş kadılığına tayin edilir. Gerek görevlerinin ağırlığı gerekse üzerinde çalıştığı Aristo külliyatının derinliği onun çok daha yoğun bir telif sürecine girmesine sebep olur. Batlamyus’un İslam literatüründe adı El-Mecisṭî (Almagest) olarak geçen astronomi eserine yazdığı özette İbn Rüşd, kadılık görevi nedeniyle hem sıkça seyahat etmek durumunda kaldığını hem de eser yazmakla meşgul olduğunu anlatır. Bir süre farklı şehirlere seyahatler yapan İbn Rüşd’ ün son durağı başladığı yer olan Merakeş’ tir. Burada az bir vakit geçirir ve 11 Aralık 1198’ de (9 Safer 595) 72 yaşında vefat eder. Defin işlemi ilk önce Marakeş’te gerçekleşir fakat üç ay gibi bir zaman diliminden sonra Kurtuba’ ya, aile kabristanlığının olduğu İbn Abbas Mezarlığı’ na taşınır.
Çoğu ilim adamı, düşünür vb. hatırı sayılır mevkilere gelmiş insanların kıymeti vefatından sonra bilindiği gibi İbn Rüşd de aynı süreçten geçmiştir. Bununla birlikte Batı’ da oluşan İbn Rüşdçülük (Averroist) akımının benzeri İslam dünyası içerisinde var olmamıştır. Ancak kendisinin vefatından sonra öğrencileri Mağrib ve Endülüs bölgelerinde kadı ve müderris olarak onun geleneğini devam ettirmek adına görevlerini yıllarca ifa etmişlerdir. Eserleri de Latince ve İbranice’ye çevrilmiştir. Hatta Batı’da öyle çok benimsemiş olacak ki İtalyan ressam Raffaello Sanzio’nun “Atina Okulu” isimli tablosunda İbn Rüşd’e de yer verdiği iddia edilmiştir. Bahsi geçen resimde İbn Rüşd’ün sol tarafta merdivende oturup başını öne doğru eğen kişi olduğu düşünülmüştür.
İbn Rüşd’ ün genellikle felsefe alanında öne çıktığı düşünülse de sözüne itibar edilen bir hekim olarak tıbbi çalışmaları ve hasta insanlar için yazdığı reçetelerinin bulunması, toplumda yadsınamayacak bir öneme sahiptir. Tabii bu etkinin kaynağı hem Murabıtlar sarayında hekim olarak yer alması hem de devrin önde gelen ilim adamlarıyla birlikte çalışarak tıp öğrenimi görmesidir. Tercüme ve telif alanında pek çok esere imza atmış İbn Rüşd’ ün günümüze ulaşmış en önemli eseri “el-Külliyyât fi’t-tıb” dır. Bu eserinde tıbbın genel konularını incelemiş, özel konular hakkında ayrı bir eser yazmayı planlamışsa da vakit bulamadığı için bu konuyu Ebû Mervân İbn Zühr’ün Kitâbü’t-Teysîr’ ine havale etmiştir. Anatomi, fizyoloji, patoloji, semiyoloji, terapati, hijyen ve tedavi konularının ele alındığı 7 ana bölümden oluşan el-Külliyyât’ ın tıp sanatı için bir giriş, bu sanatı uygulayanlar için de bir el kitabı olarak yazıldığı bildirilmektedir. Kan dolaşımında kalbin fonksiyonlarının önemi üzerinde durarak hem İbnü’n Nefs’ e hem de Avrupalı ve Müslüman hekimlere rehberlik etmiştir.
En başta bu tıp eserini Galen’in düşünce sistemini takip ederek kaleme alan İbn Rüşd, Galen’den o güne kadar hekimlerin doğru olarak kabul ettiği gözün ışığa karşı duyarlı olan kısmın göz bebeği olduğu görüşü yerine, bu kısmın ağ tabakası (retina) olduğunu belirtir. Bu da modern oftalmolojinin (göz bilimi) meydana gelmesinde ciddi bir adım oluşturmuştur. Tıbbın amacının hastalıkları iyileştirmek değil yapılması gerekenleri vaktinde yapmak olduğunu belirtir.
İbn Rüşd, Meşşâî okuluna ise diğer filozoflara nazaran çok daha bağlıdır ve aynı zamanda son temsilciliğini yapar. Hocası Aristo, öğrencilerin ders içerisinde hem bedenen hem de zihnen aktif olması için onlarla yürüyerek ders anlatır. Bu sebeple onun doktrinlerini benimseyenler için Yunanca gezinmek, yürümek manasına gelen peripetain mastarıyla peripatetizm, Arapça olarak da meşy kökünden türemiş olup “çok yürüyen” demek olan meşşâ’ kelimesine nispet eki getirilmek suretiyle üretilen meşşâî terimleri kullanılır. İbn Rüşd, Aristo yorumculuğu konusunda da o güne kadar yapılan tercüme çalışmalarına nazaran farklı bir metot üzerinde durur. Aristo’yu kendi anladığı şekliyle değil de o kendisini nasıl anlattıysa, o haliyle anlayarak yorumlamaya çalışır. İslam filozoflarına da en sıkı eleştirilerinden biri budur. Aristo’yu iyi anlamadıkları halde Aristocu olduklarını savunmalarına karşı çıkar.
Din-felsefe bağlamında da İbn Rüşd’ ün öne çıkan yanı Gazzâlî’nin Tehâfütü’l-felâsife (Filozofların Tutarsızlığı) adlı eserine reddiye olarak yazdığı Tehâfütü Tehâfüti’l-felâsife (Tutarsızlığın Tutarsızlığı) adlı eseridir. Gazzâlî bu eserinde felsefeyi ve filozofları eleştirirken, İbn Rüşd tam tersi olarak din ve felsefe ilişkisini sağlam bir bağlama oturtmak amacı taşır. Düşünürün eserlerinin bir kısmı Paris Bibliothèque Nationale’ de bir kısmı da Viyana, İspanya ve İstanbul gibi merkezi yerlerdeki kütüphanelerde yazma nüshalar olarak bulunur.
Yazar
Rananur ATEŞ
Kaynakça
Bekir Karlıağa, TDV İslâm Ansiklopedisi, (İstanbul, 1999), c. 20, s. 257.
Mahmut Kaya, TDV İslâm Ansiklopedisi, (Ankara 2014), c. 29, s. 393.
İlhan Kutluer, TDV İslâm Ansiklopedisi, (İstanbul, 1999), c. 20, s. 419.
Ahmet Ağırakça, İslam Tıp Tarihi, s.344-347.

