EĞİTİM

Eski Köye Yeni Adet Getiren Çocuklar

21. yüzyıl becerileri mevzu bahis olunca akıllara ilk gelen beceri şüphesiz ki yaratıcı düşünme becerisi oluyor. İnsanları diğer canlılardan ayıran bu beceri, onun ilkel zamanlarda hayatta kalmasını kolaylaştıracak aletler geliştirmesini sağlamasının yanı sıra, mağara duvarlarına çeşitli simgeler ve semboller çizerek; “ Ben bir dönem bu dünyada bulundum ve bu da benim bıraktığım iz” düşüncesinin dışa vurumu. Yani aslında biz yaratıcı becerilerimizle doğuyoruz, alet yapmaya ve özgün ürünler oluşturmaya yönelik bir itki içimizde var. Peki sonra ne oluyor da bu becerilerimizi kaybediyoruz?  Geliştirmemiz ya da geliştirmeye yardımcı olmamız mümkün mü? Bu sorulara yanıt aramadan önce yaratıcılık kavramını tanıyalım, nedir bu yaratıcılık?

Saban (2004:98)’a göre yaratıcılık; olaylara yeni bir bakış açısını yani parçalar arasında yeni ve alışılmamış ilişkiler kurabilme becerisini ortaya çıkarmaktır. Yaratıcılık, olmayan bir şeyi hayal edebilme, bir şeyi herkesten farklı yollarla yapabilme ve yeni fikirler geliştirebilme yeteneğidir. 

Yaratıcılığa biyolojik olarak bakmak isteyenler için de sinir bilimcilerin bulgularına bakmakta fayda var. Beyinde bu iş için ayrılmış bir kısım var mı? Beynin gerçekte sağ tarafını kullananlar daha mı yaratıcı yoksa bu bir şehir efsanesi mi? Kesinlikle evet! Anna Abraham, Adam Bristol ve diğerleri gibi uzman sinirbilimciler yaratıcı süreçleri sırasında beynimizde neler olduğunu araştırıyor ve çalışmalarının sonucu geleneksel görüşlere karşı koyar nitelikte. Son bulgulara göre bu süreçte beynin iki yarım küresi eş zamanlı olarak çalışıyor. Yani beyninizi beslediğiniz duygular, bilgiler, bilinç dışı her şey birer nota ve bu notalar uyum içinde bir araya geldiğinde ortaya çıkan müzik sıra dışı ve özgün oluyor. Tabi çevresel uyarılar zenginleştikçe de yaratıcı ürün ortaya çıkma olasılığını artırıyor.

Şüphesiz kültürümüz, yaşadığımız sokak, doğduğumuz ev… Bu becerinin sağaltılmadan geliştirilmesi,  bağlamın gücünü ve önemini gösteriyor. En nihayetinde bir öğretmen, aile, okul, devlet olarak bu becerinin gelişmesine zemin hazırlıyor muyuz? Teşvik ediyor muyuz? Yoksa başımıza icat çıkarılmasından, eski köye yeni adet getirilmesinden korkan bir yanımız mı var? Belki de yapılan ufacık değişikler EUREKA! (buldum)  diyen birçok çocuğun doğmasına sebep olacak. O halde nereden başlamalı? İlk olarak kelimelerimizden, düşüncelerimizden, değer yargılarımızdan başlamalıyız. Hayal etmenin boşa harcanan zaman olarak kabul edildiği, soru sormayan, her şeye evet diyen uyumlu çocuğun makbul olduğu düşüncesine sahip bir kültürde yaratıcılık çoğu kez utanma, eleştiriye maruz kalma korkusuyla, duygusal ve kültürel olarak engellenir. “Eski köye yeni adet getirme, ayağını yere sağlam bas, çok hayal kurma, başımıza icat çıkarma.” gibi telkinlerle büyümüş bir çocuğun yaratıcı fikirlere sahip birer yetişkin halini almasının önündeki engel yine bizim kültürel söylem ve yargılarımız.

Peki  çocukların yaratıcılıklarını geliştirme yolculuğunda bizler nasıl rehberlik edebiliriz?

  • Oyunu serbest bırakıp hayatı oyunla tanımasına fırsat verilmeli.
  • Doğayla iç içe olması sağlanarak, keşif ve merak duygusu güdülenmeli.
  • Her şeye evet diyen uysal çocuklar yetiştirmek için uğraşmak yerine, acaba ve nasıllar ile düşünebilen çocuk yetiştirmek sağlanmalı.
  • Tek cevabı olan sorulardan kaçınıp başka nasıl düşünebiliriz, olaya başka açılardan bakabilir miyiz? gibi sorularla farklı bakış açıları kazanmasını sağlayacak sorular yöneltilmeli.
  • İlgi çekici, motive edici, yaratıcı düşünceye uygun drama, beyin fırtınası, altı şapkalı düşünme, eleştirel düşünme gibi tekniklere derslerde ağırlık verilmeli.
  • Müze, bilim fuarları ve doğa yürüyüşlerine eğitim programlarında yer verilmeli.

Ve belki de en önemlisi, hayal kurma becerilerini geliştirmeleri için teşvik etmektir. Michel de Montaigne’nin de dediği gibi “Güçlü bir hayal gücü fırsat yaratır.” İbnül  Heysem  karanlık odada ışığı anlamaya çalışırken, El Cezeri filli su saatini tasarlarken, yanlarındaki yol arkadaşı hayal güçleriydi. O halde içlerinde var olan bu becerinin gelişmesi için uygun zeminler oluşturalım. Yaratıcılığın ilham perisine değil, keşfetmeye ihtiyacı olduğunu, kaynağını yaşadığı çevreden aldığını unutmadan, eski köye yeni adetler getiren çocuklar için eski köyde ufak değişikler yapalım.

Yazar 
Rümeysa ŞEHİTOĞLU

Kaynakça

Ayşe Derya Işık, Gizem Saygılı, “Yaratıcılığı Geliştirme Tekniklerinin Öğrenilmesinin Yaratıcı Düşünme Becerileri Üzerindeki Etkisi”, Bartın Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi XIV. Uluslararası Katılımlı Sınıf Öğretmenliği Eğitimi Sempozyumu (21-23 Mayıs 2015) Özel Sayısı s.133 – 139

“Yaratıcılığın Gerçek Sinirbilimi: Sağ ve Sol Beyin Safsatasına Artık Son Verin!”

https://evrimagaci.org/yaraticiligin-gercek-sinirbilimi-sag-ve-sol-beyin-safsatasina-artik-son-verin-4203  [16.03.2021].

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir